Sefan Zweig Elinden Mükemmel Bir Duygu Aktarımı; “Korku”

İncelenen Eser : Korku
Yazar : Stefan Zweig
Baskı : İş Bankası Kültür Yayınları
Çeviri : İlknur İgan

Korku“, Stefan Zweig‘in (1881 – 1942) pek çok diğer eserinde apaçık ortaya serdiği psikolojik tarzını vurucu şekilde yansıtan yapıtlarından biridir. Tıpkı “Bir Çöküşün Öyküsü”, “Amok Koşucusu”, “Satranç”, “Acımak” veya “Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu” eserlerinde olduğu gibi, Korku‘da da Zweig; bir insanın içinde bulunduğu durumu mükemmel detaylarıyla tarif ederken okuyucusuna da aynı durumu iliklerine kadar hissettirmeyi başarıyor.

Korku’da, pek çok Zweig eserinde rastlayamadığımız baş kahramanın ismini biliyoruz. Eser bu yönüyle, Zweig’in diğer eserlerine göre şaşırtıcı bir özellik arz ediyor. Zengin bir evin hanımı olan Irene‘nin buhranları hissedilerek okunan Korku’da, kadının ruhsal durumu o kadar iyi işlenmiş ki, bazı romanlarda aklınıza gelebilen “ah bu karakter yerinde olsaydım” cümlesini burada kurmaya korkarsınız. Zira en kötü kâbuslarınızın size hissettirdiği o baskılı duygu durumu Irene’nin hayatını kaplıyor ve işin kötüsü bu duygusal durum; size de aktarılıyor.

Her ne kadar eser Irene etrafında örülmüş olsa da, Korku’da Irene’nin varlıklı eşi ceza avukatı Fritz‘in de önemli bir karakter olarak karşımıza çıktığını belirtmeliyiz. Zweig’in eserde Fritz’e atfettiği rol neticesinde onun da bir “yan elemandan” ziyade, başlı başına bir karakter olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Bu bakımdan, eserde Irene’nin eşi Fritz’in felsefi bir yaklaşımla yansıtıldığı sahneler dikkat çekici nitelikte. Özellikle bir ceza avukatı olarak dile getirdiği düşünceleri başlı başına birer yol gösterici, felsefi birer düşünce öbeği. Eserin akışında Irene’nin durumuyla bağlantılı olarak Fritz’in, küçük kızına yaşattığı deneyim ve sonrasında anlattıkları adeta bir Faruk Erem (1913 – 15 Kasım 1998, Bir Ceza Avukatının Anıları‘nın Yazarı, Türk Hukukçu, Yazar, Avukat) esintisi yaratıyor.

Zira Fritz’e göre “suçlunun, yakalanma korkusu ile kaçtığı dönemde çektiği ızdırap” asla çekeceği ceza sırasında yaşadıkları ile karşılaştırılamaz. Çünkü kaçtığı dönemde çektiği ızdırabın kaynağı belirsizliktir ve o süreç, suçlu için çok daha büyük bir cezaya evrilmektedir. Fritz’in bu düşünceleri, “suçluyu kazıyın, altından insan çıkar” söylemini dile getiren Faruk Erem gibi hümanist hukukçuların yaklaşımıyla eşdeğerdir. Eserde Fritz de küçük kızının kardeşine yaptığı şey hakkında tam olarak bunu uygulamış, küçüğün olay sonrasında takındığı tavırlarını, ceza aldıktan sonraki durumunu incelemiş ve eşi Irene ile bu düşüncesini paylaşmıştır.

Korku’nun, birkaç ince noktada klasik Zweig eserlerinden ayrıldığını belirttik. Ancak sanıyoruz ki Korku’yu bambaşka yapan şey, esasında öykünün sonu. Bu noktada Zweig’in bizi gerçekten şaşırttığını söyleyebiliriz. Neticede İkinci Dünya Savaşı‘nda Nazi Almanyası‘nın durdurulamayacağını düşünerek intihar eden bir yazardan bahsediyoruz. Hayatta süre gelen olayların sonuçlarına ilişkin bu tutumunu neredeyse tüm eserlerine yansıtan Zweig’in, Korku’da okuyucusunu şaşırtmış olması şüphesiz ki eseri bambaşka bir yere taşıyor.

İyi okumalar dileriz.