Anne Frank’ın Hatıra Defteri: Kötülüğün Ortasında Açan Çiçek

İncelenen Eser : Anne Frank’ın Hatıra Defteri
Yayınevi : İş Bankası Kültür Yayınları
Çevirmen : Can Yücel

Nazi Almanyası‘nda küçük bir Yahudi kız. İçi dopdolu ve dışarıya nasıl yansıtacağını bilmiyor içindekileri. Yaşadıkları ağır geldikçe kalemine sarılıyor. Çünkü acıları yazdıkça hafifliyor.

Anne Frank’ın Hatıra Defteri hakkında söylenecek şey çok fakat sözlerimiz kursağımızda kalıyor çünkü Anne Frank ve ailesi Nazilerin işkenceyle hayatını kararttığı ailelerden sadece biri. Anne Frank ve ailesi Nazilerden kaçarken aslında hayatı da kaçırıyor.

Anne Frank her genç kız gibi seviyor, seviliyor, aşık oluyor, hayal kırıklığı yaşıyor, gülüyor, ağlıyor, üzülüyor, seviniyor… Yani yaşıyor. Naziler bile Anne Frank’ın hayatı yaşamasına engel değil. Genç kız tüm bunları deneyimledikçe hatıra defteri de doluyor ve ortaya Anne Frank’ın Hatıra Defteri çıkıyor.

“Öldükten sonra da yaşamak istiyorum. Onun için Tanrı’ya bana bu vergiyi bağışladığı, kendimi geliştirmek, yazıyla kendimi, içimdekileri anlatmak kolaylığını verdiği için dualar ediyorum. Elime kalemi alınca hiçbir şey gözümde değil, üzüntülerim siliniyor, cesaretim artıyor. Ama bakalım gerçekten değerli bir şeyler yazabilecek miyim? Umudum var. Niye mi? Yazarken düşüncelerimi, düşlerimi, yaşadığım, istediğim şeyleri gözümün önünde canlandırabiliyorum.”

Bir insan grubu, genç bir kızın defterine bunları not düşmesine sebep oluyorsa insan olarak kendimizi sorgulamalıyız. Nazi Almanyası’nda Yahudi olmak suç. Mutlu olmak suç. Aşık olmak suç. Yaşamak suç. Var olmak suç. Anne Frank ise tüm bunları içinde duyumsuyor ve bu yüzden de yazıyor. Yazdıkça geleceğe umutla bakıyor. Yazdıkça kendini buluyor. Yazdıkça rahatlıyor ve yazdıkça hayata tutunuyor. Hayata tutunması için defterine yazmaya ihtiyacı var ve o da yazarak kendini buluyor.

Anne Frank’ın Hatıra Defteri’ni okurken insanların çıkarları doğrultusunda ne kadar kötü olabileceklerine bir kez daha şahit olmanın acısını yaşadım. İdeolojiler ve üstünlük duygusu uğruna insan katletmenin çirkinliğini gördükçe iyi ve vicdanlı olmanın önemini bir kez daha kavradım. Anne Frank ve ailesi sıradan bir aileydi ama bazı insanlar tarafından sıradan bir aile olmasının ötesinde bir anlam taşıyorlardı. Farklı değillerdi ama farklı algılandılar. Hepimizin “bir” olduğu gerçeğini göz ardı edenler tarafından katledildiler.

Anne Frank’tan geriye sadece defteri ve anıları kaldı. Bir zamanlar Anne Frank adında bir genç kızın yaşadığını ve genç yaşında veda etmek zorunda bırakıldığı bu dünyaya bir hatıra defteri bıraktığını, o deftere iç dünyasını yazdığını ve o anıların birçoğumuza farkındalıklar yaşattığını bilmek sanırım Anne Frank’ın değerli bir şeyler yazma kaygısının boş olduğuna işaret ediyor. Çünkü Anne Frank’ın Hatıra Defteri bugün hala okunuyorsa ve ondan ders alıyorsak demek ki okumayı ve yazmayı çok seven küçük bir Yahudi kız, zaten değerli bir şeyler bırakmayı başarmıştır bizlere. Öldükten sonra da yaşamayı isteyen Anne Frank, anılarıyla bunu başarmıştır.

Kitabı okurken düşündüm ki kötülük çok kolay, zor olan ise iyi olmak çünkü; iyi olmak bir seçim. Tıpkı kötü olmak gibi ama çoğunluğun seçmediği bir seçenek. Biz çoğunluğun kötülüğü seçtiği bir dünyada iyi olmaya çalışan Anne Frank gibi sıradan insanlarız. Bu yüzden de bir çoğumuz öldükten sonra bile iyiliklerimizle anılacağız. Hitler nasıl ki yaptığı kötülüklerle anılıyorsa; din, dil, ırk, cinsiyet ayrımı yapmayan iyi insanlar da tıpkı Anne Frank gibi iyilikleriyle anılacaklar. Bu da bizim yolumuzun doğru ve yürünmeye değer olduğunu bir kez daha kanıtlayacak tüm insanlığa. Bu yüzden iyiliği kalemiyle var etmeye çalışan Anne Frank’ın Hatıra Defteri okunması gereken kitapların başında geliyor. Okurken çok şey öğrendim. Sizlerin de okurken kendinize çok şey katacağınıza eminim.