Optik Sanat (Op-Art)

Optik Sanat ya da kısa adıyla Op-Art; 1960’larda ortaya çıkan bir sanat akımıdır. Bu akımdaki eserler; geometrik şekiller ve çizgiler kullanılarak göz yanılsamaları yaratır. Eserler genelde soyuttur ve siyah-beyaz renkler daha sık kullanılır.

(Resim-1) Victor Vasarely – Zebra (1937)

Lekecilik ve hareket resmine karşı gelişen bu sanat akımı, sanat yapıtını bilimsel temellere göre şekillendirmiştir. Eserlerinin temelinde geometri ve fizik yatan Op-art, bu özelliği ile bilimi adeta ayrılmaz bir parçası haline getirmiş ve süreç içerisinde tamamen bilime endeksli bir yapıya bürünmüştür. Akımın temsilcilerinin hareket noktası, görsel sanatta bir sanat eserinin “gözle görülme” esasıdır. İnsan doğasının en temeline inen bu anlayış, görsel bir sanat eserinin anlaşılması, beğenilmesi ve sair her şeyden önce “görülmesi” gerektiği düşüncesiyle yola çıkmıştır. İnsan doğası gereği, insanın evrendeki bir cismi “görebilmesi” için gözüne bir uyarıcının, yani ışığın ulaşması gerekir. Göze ulaşan ışığın belli bir ahenk arz etmesi ve zıt tonlar içermemesi de gözün bu uyarana karşı uyumlu bir tepkime geliştirmesine olanak sağlar. Akımın sanatçıları da bu noktadan hareketle, ışıkta oluşturacakları dengesizliğin gözde uyumsuz tepkimelere yol açacağını bilerek optik sanat akımını başlatmışlardır. 

(Resim-2) Victor Vasarely – Vega-Nor (1969)

Bu akımda, renk ve çizgiler kullanılarak göz yanılsamaları yaratılması ve eserde üç boyutluluk ile derinlik hissi oluşturulması temel amaçtır. Eserler genelde soyuttur ve siyah-beyaz renktedir. Zira siyah ve beyaz renkler, gözde bir uyumsuzluk algısı oluşturabilmek için kullanılabilecek en iyi tercihlerdir. Çünkü insan gözü, zıt ışık tonlarına aynı anda uyum sağlayabilecek şekilde tasarlanmamıştır ve siyah ile beyazın geometrik bir sırada sunulması karşısında bu duruma uyum sağlaması zaman alacaktır. Bu da, Op-art eserlerini inceleyen gözlerde farklı bir tepkime oluşmasına yol açmaktadır. Akımın sanatçılarının temel amacı da tam olarak bu farklı tepkimeler, bir diğer deyişle rahatsızlıklardır. Zira op-art eserleri, insan algısında olağanın dışına çıkan sonuçlar üretir. 

Optik sanat ile yaratılan eserlerin bildiğimiz klasik resimlerden farkı; hiçbir rastlantıya yer verilmemesidir. Bu eserlerden birini incelediğimizde, her bir çizginin belli başlı bilimsel kurallara göre tasarlandığını rahatlıkla anlayabiliriz. Bu özellikleri en yansıtan sanatçılardan biri de Maurits Cornelis Escher’tir. En meşhur eseri ise “Çizen eller”dir.

(Resim-3) Maurits Cornelis Escher – Çizen eller (1948) & Relativity (1953)

Bu akımın günümüzdeki en ünlü sanatçılarından biri ise Akiyoshi Kitaoka’dır. Özellikle resimlerine uzun süre baktığınızda resimlerin hareket ettiğini sanabilirsiniz. En ünlü eserlerden biri “Dönen Yılanlar” isimli eseridir. 

(Resim-4) Akiyoshi Kitaoka –  Rotating snakes (2003)

Bu sanat akımının en ünlü sanatçıları Victor Vasarely, Maurits Cornelis Escher ve Josef Albers’dir. Ülkemizde ise Adnan Çoker bu akımın en önemli temsilcilerinden biridir.

(Resim-5) Adnan Çoker – İsimsiz (2008) 

Op-Art’ın mantık temelinde yükselen popülaritesi, bu akımın soyut bir sanat alanı olmaktan sıyrılarak gündelik hayatımızda da yer edinmesini sağlamıştır ve özellikle tasarım alanında sıklıkla kullanılmaktadır. Örneğin sokakta, op-art tasarımlarıyla bezenmiş bir güneş gözlüğünü görmeniz işten bile değildir. Günümüzde artık duvar süslemeleri, halılar, küçük ev eşyaları veya sanata yer verilmek istenen sair pek çok üründe de yine optik sanat izlerinin görülmesi son derece olağan bir durumdur. 


Kaynak: Edebiyat ve Sanat Akademisi

Sanat Akımları – Op Sanatı (Optik Sanat)

Op Sanatı

Akiyoshi’s illusion pages