Puslu Kıtalar Atlası: Sonu Olmayan Bir Macera

İncelenen Eser : Puslu Kıtalar Atlası
Yazar : İhsan Oktay Anar
Yayınevi : İletişim Yayınları

İhsan Oktay Anar’ın ilk romanı Puslu Kıtalar Atlası’nda; romanın başkahramanı Bünyamin’in arayış öyküsü anlatılır ve eser, Bünyamin’in babası Uzun İhsan’ın günlerce uyumasını sağlayan şurubun tamamını içip öldü sanılmasıyla başlar.

Puslu Kıtalar Atlası, bizlere sunduğu evrende oldukça mistik bir hava veriyor. Uzun İhsan Efendi’nin “istersem şu gemiyi komple yok edebilirim çünkü o benim sadece düşüncemde var” sözleriyle de bunu oldukça belli ediyor. Yine de kader anlayışından uzaklaşmadan, Bünyamin’in kitaptan rastgele sayfalar okuyup onu doğru seçimi yapmaya yönlendiriyor. Bu sayede olayların kendisinin öneminden ziyade, yazarın düşünce dünyasına giden yolda devam edebiliyoruz.

Macera sona erdiğinde roman kahramanı, dünya kitabı Puslu Kıtalar Atlası’nı okumuş, hayatı iyi ve kötü yönleriyle bizzat yaşayarak tanımış ve erdeme ulaşmıştır. Bu nedenle Puslu Kıtalar Atlası, esas itibarıyla insanın asıl bilgiye ya da erdeme ulaşmak için çıktığı hayat yolculuğunda -ki bu, dünya kitabını okuma yolculuğudur- şeytan tarafından aldatılmaya, yok edilmeye çalışılması ve kahramanın şeytanı (kötülüğü) alt etmesi temasını işleyen felsefî bir romandır. (Karaca, 2005: 104)

Bünyamin aslında kitaptaki maceraları yaşayacak kudrette olmamasına rağmen zorda kaldığı her anda babasının verdiği ve adını Puslu Kıtalar Atlası koyduğu kitaptan bir cümle okuyarak yoluna devam edebilir. Eserde tarihsel bir atmosfer vardır ve olaylar XVII. yüzyıl İstanbul’unda geçer. Yedi bölümden oluşan ve bu bölümlere o bölümü betimleyen başlıkların verildiği romanın ilk bölümünde Latince bir epigraf ve İncil’den iki alıntı yer alır. Böylece kutsal metinlere atıf yapılmış, oradaki hikâye tekniği ve anlatılardan da ilham alınmıştır.

Romanda Bünyamin ve Uzun İhsan Efendi’nin yanında Zülfiyar, Vardapet, Alibaz, Hınzıryedi, Kubelik gibi pek çok karakter yer alır. Bütün bu karakterlerin hepsinin de kendilerine özgü ve sıra dışı özellikleri vardır. Bünyamin’in en önemli meziyeti ise bilgiye verdiği kıymettir. Bünyamin’in bilme merakı, arzusu onu gittiği her yerde ön plana çıkarır. Bünyamin, bir ziyafet esnasında boğulmak üzere olan Ebrehe’nin hayatını kurtarır ve Ebrehe’nin gözünde üst bir mevkie yerleşir. Ebrehe’yi kurtarmaktaki amacı ise sadece bilgisini kullanmaktır. Bu sayede şansı döner ve Bünyamin artık bir kahraman gibi davranması gerektiğini öğrenir. Lağımcı ocağında yüzüne yapışan soğuk zırhın yüzünü parçalanmasını ve tanınmayacak bir hale gelmesini de yine bilgisi sayesinde bir avantaja çevirir. Bu sayede dilencilerin arasına karışıp kara paraya sahip olur. Bünyamin yaşadığı tüm bu olumsuzlukları hayatın bir parçası olarak kabullenir ve bu sayede hayatta kalarak bir her seferinde sonraki maceraya atılır.

Metnin özünde ise felsefi bir tartışma yürütülür. Sürekli meyhanelerde sızan bir tip olan Kubelik’in René Descartes’in Metot Üzerine Konuşma adlı eserini “Zagon Üzerine Öttürme” adıyla tercüme etmesiyle İhsan Oktay Anar, insanların bilimi ve felsefeyi çeviriler üzerinden öğrenmesini eleştirir. İnsanların hiçbir zaman Descartes’i ve onun felsefesinin çeviriler üzerinden öğrenemeyeceği ve yapılan çevirinin tuhaflığı kitapta mizahi bir şekilde vurgulanır.

Kitabın sonunda ise Uzun İhsan Efendi; yani İhsan Oktay Anar varoluş bunalımlarını satırlara aktarıyor. Bünyamin’in okuduğu Atlas’ın sonuna yer alan mektuptan yola çıkarak hem okuru hem de Bünyamin’i maceradan maceraya sürükleyen Uzun İhsan Efendi’nin aslında yazarın kendisi olduğunu, böylece metne kendisini de dahil ettiğini anlarız. Asıl konu maceraya atılabilmektir ve kendisi bunu başaramasa da Bünyamin’i ve okurları bu maceranın içine sürükler. Eser bu inanılmaz atmosferi sayesinde, Türk edebiyatında çizgi romana dönüştürülen ilk roman olma özelliğine sahiptir. Puslu Kıtalar Atlası çok katmanlı bir yapıya sahiptir. Olay örgüsünün iç içe geçmiş hikâyelerden oluşması ve çerçeve öyküleme tekniği ile yazılmasından dolayı roman “Binbir Gece Masalları”na benzer.