Stockholm Sendromu’nun Yaşanmış Örnekleri

Stockholm Sendromu serimizin ikinci yazısında, bu ilginç durumun gözlemlendiği yaşanmış örneklere yer vermek istedik. Stockholm Sendromu’nun ne olduğu, ismini nereden aldığı ve kökenine ilişkin bilgileri paylaştığımız ilk yazımızı incelemek isterseniz sizi bu bağlantı (Stokholm Sendromu Yazısı Dizisi – 1 : Sıradışı Bir Banka Soygunu ve Stockholm Sendromu) üzerinden ilgili yazımıza davet edebiliriz.

Önceki yazımızda detaylı olarak izah ettiğimiz, rehinelerle onları rehin alanlar arasında kurulan duygusal bağı tanımlayan Stockholm Sendromu’nun tanımı ilk kez İsveç’te 1973‘te yaşanan banka soygunuyla ilgili olarak ortaya atılmış olsa da; sonrasında da pek çok olayda örneklerine rastlanmıştır. Kurbanların isimleri üzerinden adlandırdığımız bu örnekleri aşağıda inceleyebilirsiniz. Burada verdiğimiz örnekler, yaşanan olayların Stockholm Sendromu ile bağlantılı olan özet kısımları şeklinde hazırlanmıştır. Bu olayların detaylarını aktardığımız yazılarımızı da, Stockholm Sendromu yazı dizimizin devamında, her birini ayrı bir yazı olarak okuyabilirsiniz.

1 – Natascha Kampusch (Natascha Maria Kampusch)

Natascha, henüz 10 yaşındayken Viyana’da evinden okuluna gittiği esnada Wolfgang Priklopil tarafından kaçırıldı ve yaklaşık 8 (Sekiz) yıl boyunca esir tutuldu. Uzun yıllar boyunca Priklopil tarafından fiziksel şiddet, cinsel istismar gibi eylemlere maruz kaldığını söyleyen Natascha, bunların yanı sıra bazen anlayışlı ve hoşgörülü yaklaşımlarla karşılaştığını da belirtmiştir.

Natascha‘nın kaçışının ardından Priklopil intihar etmiştir. Stockholm Sendromu’nun gündeme geldiği olaylar zinciri de bundan sonra vuku bulmaya başlamıştır. Priklopil’in intiharından dolayı yas tutan kız, kendisini kaçıran adamın fotoğrafını da uzun süre cüzdanında taşımıştır.

Daha da ilginci Natascha, sonraları rehin tutulduğu o evi satın almıştır. Bununla ilgili olarak da “Garip olduğunun farkındayım. Şimdi hiç yaşamak istemediğim bir ev için boş yere elektrik, su ve vergi ödeyeceğim” demiştir. Ayrıca Natascha‘nın bu girişiminin ardında evi viraneye dönmekten kurtarma arzusunun yattığı belirtilmektedir. Bunlarla birlikte Natascha‘nın, kaçışından sonraki dönemde evi ziyaret ettiği de bilinmektedir. Ancak gariplikler bunlarla son bulmuyor. Natascha, kaçışının üçüncü yıl dönümünde evi, oraya “taşınmak” ve orada “yaşamak” üzere temizlemeye başlamıştır.

2010 yılında yapılan bir röportajda Natascha, çocukluk yıllarının büyük bölümü burada geçtiği için evi alıp elinde tuttuğunu söylemiştir. Ayrıca evi satsa bile bunu, rehin tutulduğu mahzeni doldurarak yapacağını, böylece kaybolan gençliğinin ürkütücü bir müzeye dönüştürülmesinin önüne geçeceğini belirtmiştir.

Natascha, sonrasında evi satmamış ancak gerçekten de tutulduğu mahzeni doldurarak yok etmiştir. Natascha, Stockholm Sendromu ile ilişkilendirilen bu anılarını 2010 yılında “3096 Gün” ismiyle kitap olarak yayımlamıştır. Natascha‘nın kitabı, 2013 yılında Alman yapımı bir film olan “3096” ismiyle de beyaz perdeye taşınmıştır. Natascha‘nın bu yaşadıkları ayrıca “Natascha Kampusch: 3096 Days In Captivity (3096 Günlük Esaret)” isimli belgesele de konu olmuştur.

2 – Colleen Stan (Colleen J. Stan)

19 Mayıs 1977‘de, bir doğa yürüyüşü sırasında Cameron Hooker ve eşi Janice Hooker tarafından kaçırılan Colleen Stan, çiftin yatağının altına yerleştirdiği tahtadan bir kutuda yaşamaya zorlanmıştır. 7 (Yedi) yıl boyunca Cameron Hooker tarafından defalarca cinsel saldırı ve işkenceye maruz kalan Colleen, adeta bir köle haline getirilmiştir.

Zaman zaman Janice Hooker eşliğinde dışarı çıkmasına, hatta annesini ziyaret etmesine bile izin verilen Colleen; buna rağmen hayatını aynı kutuda sürdürmeye devam etmiş ve kaçmaya çalışmamıştır. Esaretinin sonunda kocasının davranışlarını tedavi etmeye çalışan Janice Hooker tarafından, kocasının yaptıklarını ifşa etmemesi şartıyla serbest bırakılmıştır.

Bu ürkütücü yılların sonunda serbest bırakılmasının ardından bile konuşmayan Colleen’in başına gelenler ancak,;Janice Hooker’ın, kocası Cameron’u polise bildirmesi neticesinde meydana çıkmıştır.

3 – Patty Hearst (Patricia Campbell Hearst)

1974 yılında 19 yaşındayken “Simbiyoz Özgürlük Ordusu (Symbionese Liberation Army)” isimli gerilla grubu tarafından gerçekleştirilen eylemde kaçırılarak rehin alınan Patty, 19 ay sonra, “ciddi suçlardan aranan bir firari” olarak bulunmuştur. Kendi ailesini ve polisi yeni ismi ile (“Tania“) kınayıp eleştiren Patty, kayıp olduğu aylar boyunca kendisini kaçıran örgüt (SLA) ile pek çok eyleme karışmıştır.

Örgüte ve örgüt üyelerine duyduğu sempatiyi açıkça dile getiren Patty, 1975 yılında örgütle giriştiği bir banka soygunu nedeniyle tutuklanmıştır. 35 yıl hapis cezası ile yargılandığı Mahkeme sürecinde “Stockholm Sendromu” altında bu suçları işlediği savunulmuş ise de Mahkeme bu savunmaya itibar etmemiş ve Patty 7 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır.

1979 yılında, Patty’nin şartlı tahliye incelemesine sekiz ay kala ABD Başkanı Jimmy Carter tarafından salıverilmesi yönünde karar alınmıştır. 20 Ocak 2001‘e gelindiğinde ise ABD Başkanı Bill Clinton‘ın, başkanlığının son gününde aldığı karar ile Patty Hearst tamamen affedilmiştir. Bill Clinton bu kararının gerekçesi olarak; Patty’nin eylemlerini kendi özgür iradesi altında gerçekleştirmemiş olmasını göstermiştir.

Patty’nin öyküsü, 1988 yapımı Patty Hearst, 2004 yapımı Guerilla: The Taking of Patty Hearst, 2018 yapımı The Radical Story of Patty Hearst filmleri ile beyaz perdeye taşınmıştır.

Stockholm Sendromu yazı dizimize, ilk yazımızda kısaca değindiğimiz ve kavramın ortaya atılması ile doğrudan bağlantılı olan Norrmalmstorg Soygunu ve bu yazımızda örneklediğimiz olayların detayları ile devam edeceğiz.


Stockholm Sendromu Yazı Dizimiz İçin;

1 – Sıradışı Bir Banka Soygunu ve Stockholm Sendromu

2 – Stockholm Sendromu’nun Yaşanmış Örnekleri (Şuanki Yazımız)

Devamı gelecek..


Kaynak : Wikipedia.