Anlatma İhtiyacı Üzerine Felsefi Bir Bakış

Sevgili okurlar, bugün sizlerle oldukça basit bir konuyu son derece karmaşık hale getireceğiz. İşin hangi noktalara varacağını ben de kestiremiyorum; zihni henüz tazelenmeyenler daha ayık bir zamanda okumak üzere yazıyı bir kenara bırakabilir.

Gelgelelim konumuza, burada istediğim şekilde konuşmak için hem kendi samimiyetime hem de sizin samimiyetinize ihtiyacım var. Bu uyarıları yaptıktan sonra; esasen dedikodunun felsefesini, altında hangi türden tatminleri barındırdığını inceleyeceğiz. Öncelikle ‘dedikodudan‘ kastım, günlük yaşamda kullanılan anlamından çok daha kapsamlı olacak. Aslında bunu yapmak yanlış olabilir, yine de kast etmek istediğim tüm anlamı tek bir kavramda toplamak işime geleceğinden bunu yapıyorum. Benim bu yazımdaki dedikodunun tanımı; kişinin işine yaramayacak, genel kültür açısından onu ileri seviyeye taşıyamayacak, her türden faydasız bilgiler. Söz gelimi kendimle ilgili öteki insanlara verdiğim gereksiz bilgiler de kavrama dâhil olabilir. Yani burada, sadece başka insanların yaşantısını konuşmaktan daha genel bir tanım yaptığımı sanıyorum anlatabildim.

Açıkçası her zamankinden farklı olarak, yazı öncesi araştırma yapmadım. Tamamen bir kafa karışıklığı üzerine bu işe kalkıştım. Geçenlerde elime benimle pek alakasız, neredeyse safsata denilebilecek nitelikte bir bilgi geçti. İlginç bir şekilde bunu diğer insanlarla paylaşma ihtiyacı duyuyor, onların da işine yaramayacağını bilmeme rağmen bu ihtiyacın önüne geçemiyordum.

Dedikodu tanımımın kapsamında olan bu bilgi hakkında düşünmeye başladım. Neden yaymak istiyordum ki? Üstelik onu söylemedikçe içimde büyüyor, git gide açıklama ihtiyacım artıyordu. Açıkçası, bu bilgiyi paylaştıktan sonra insanların konu ile ilgili ne söyleyeceği pek de umrumda değildi. O halde neydi beni böyle cezbeden? Hemen söyleyeyim; bilginin kaynağı olabilme ihtiyacı.

Yani ben, ulaşılması daha zor ve entelektüel kapasite isteyen bilgilerin kaynağı olamadığım için, bu türden safsata açıklamalarla kendimi kaynak yerine koymaya çalışarak tatmin oluyorum. Nitekim dedikoduyu abartan insanların donanımına baktığımızda da aynı şeyi görürüz. Öteki türden faydalı bilgiler açısından kaynak olamayacak kadar fakirdirler, bu yüzden de ilgiyle dinlenilme ihtiyaçlarını, bilgin olmak ihtiyacını bu şekilde karşılarlar.

Şimdi biraz daha ilerleyelim. Neden kaynak olma ihtiyacı taşırız? Üstün olmak için mi, faydalı olmak için mi, yoksa karakterimizin bu şekilde daha çok var olacağına inandığımızdan mı? Burada dedikodudan çıkıyor, soruyu yazının başlangıcı olmadan ele almak istiyorum. Çoğu ünlü kimseler, eserlerini verip de kenara çekildiği zaman, birden bire öğretmene dönüşür. İyi ama neden? Açıkçası bu sorunun cevabının ötekilere faydalı olmak olduğunu sanmıyorum. Belki de bu istek, yapıp ettiklerimizi bir bütün olarak hem kendimize, hem de diğer insanlara kabul ettirmenin hazzından kaynaklanıyor olabilir. Yine de bu fikir oldukça cılız ve üzerine düşünmeyi gerektiriyor. Bu kısmı size adeta ev ödevi olarak bırakıyorum.

Sevgili okuyucu, öğrenme kapasitenizi kullanarak, hakikaten de faydalı bilgilerin kaynağı olmanızı ve tatmin için kolaya kaçmamanızı diler, bunu kendime de bu yazıyla birlikte öğütlerim.


Kapak Görseli: Tophee Marquez – (Pexels.com)