Güzel Bir Sapanca Gezisini Geride Bıraktık

Bir Cumartesi günümüzü Sapanca‘ya ayıralım istedik. İstanbul’dan kaçış için en cazip seçeneklerden biri gibi geldi bize. Çevredeki diğer illerin durumunu pek bilmiyoruz ama İstanbul açısından tam bir can simidi diyebiliriz Sapanca için.

Önce ne ile gideceğimizi düşündük. Açıkçası Pendik‘ten Sapanca’ya Ada Ekspresi ile tren seferi olması harika bir şey. Tamam, eskisi gibi tıngır mıngır bir tren değil belki ama; yine de o kocaman pencerelerden etrafı seyrederek yolculuk yapmak, İstanbul’un beton ormanı yerine doğanın içinden geçerek bir yerlere gitmek son derece güzel.

Biz Sapanca’ya 26 Ocak 2019’da gittik. Bu dönemde TCDD‘nin sitesinde Pendik – Sapanca biletlerinin saatleri hayli az. Sabah gidiş için 08:00 ve 10:20 saatlerinden birini seçmek durumundaydık. Dönüş için ise 13:00, 15:20, 18:00 saatleri vardı. Biz önce 15:20’yi aldık, fakat hem gidiş yolumuz beklediğimizden uzun sürünce, hem de Sapanca çok hoşumuza gidince oradayken biletimizi 18:00’e erteledik. Gidiş yolu TCDD’nin sitesinde 1 saat 20 dakika görünüyor. Ancak biz yaklaşık 20 dakika gecikmeli olarak, 10:20’de Pendik’ten çıkıp, saat 12:00 gibi Sapanca’ya vardık.

Giderken tren sırasıyla Pendik, Gebze, Hereke, Yarımca, Derince, İzmit, Köseköy ve Büyük Derbent istasyonlarında durdu. Büyük Derbent’ten sonra ise Mithatpaşa İstasyonu’na, yani Sapanca’ya varılıyor. Her bir istasyon arası yaklaşık 15 – 20 dakika sürüyor. Tren, hızlı trenlerden biri değil, Ada Ekspresi. Dolayısıyla yerleşimi biraz farklı, ancak gayet temiz ve nezih. Koltukları geniş, ancak tüm koltuklarda priz yok. Birer koltuk atlayarak priz eklenmiş. Biz dönüş yolculuğumuzda prizli koltuğa denk geldik fakat orada da priz çalışmıyordu. Eğer bu yolculuğa çıkmayı düşünürseniz, trendeki prizlere güvenmeyin, önleminizi ona göre alın deriz.

Mithatpaşa İstasyonu’nda indiğinizde sizi olanca güzelliği ile Sapanca Gölü karşılıyor. Göl ile aranızdaki manzarada hiçbir şey yok. İstasyon doğrudan gölün kenarında kurulmuş. Bu arada Mithatpaşa İstasyonu’nun, pek çok kişinin bilmediği, çok özel bir yönü var. Büyük üstad Şener Şen‘in başrolde oynadığı, kadrosunda Münir Özkul, Adile Naşit, Uğur Yücel gibi ustaları barındıran 1986 yapımı “Milyarder” ya da çoğu kişinin bildiği ismi ile “Mesudiyeli Mesut” filmi, bu istasyonda çekilmiştir. İşte Sapanca sizi, Mithatpaşa İstasyonu’nda böyle tatlı bir sürprizle karşılıyor.

İstasyonun hemen karşısında Sapanca Belediyesi‘nin, Sapanca Gölü kıyısında kurulu düğün salonu yer alıyor. Biz de salonun yanına inip göl kıyısında fotoğraflar çektik.

Daha sonra Sapanca’nın merkezine gidip, minibüsle Köylü’nün Yeri isimli restorana gittik. Restoranın ismi aslında Köylü Steakhouse, fakat oradaki herkes Köylü’nün Yeri olarak biliyor. Merkezden yaklaşık 10 dakika falan sürüyor minibüsle. Biz gittiğimizde pek kimse yoktu, biz de oturmadık. Ama restoranın iskele ile göle uzandığı kısmın yan tarafında gezerken sudaki ördekler bir anda etrafımıza doluşuverdi. Galiba insanların onlara yiyecek bir şeyler vermesine alışmışlar ve bizden de beklentileri buydu. Fakat yanımızda onlara verebilecek bir şeyimiz olmadığından bize biraz darıldılar. Gölün ilerisi pek çok siyah ördekle doluydu. Yanımıza gelenler ise rengarenk, farklı ördekler. Biraz daha evcilleşmişler galiba ( :

Köylü’nün Yeri’nin hemen yanında oldukça geniş bir park bulunuyor. Parkta biraz vakit geçirip fotoğraflar çektikten sonra göl kıyısı boyunca uzanan yürüyüş yoluna koyulduk. Hava öyle güzeldi ki, yürümemek olmazdı. Güneşli olsa bizi bunaltırdı, yağmurlu olsa zaten yürünmezdi. Ama bulutlu, ılık bir havada son derece güzel bir yürüyüş yaptık. Yaklaşık 40 dakika – 1 saat arasında yürünen yol boyunca neredeyse 15 metrede bir banklar var. Yorulduğunuzda banklara oturabilir ya da çimenler üzerinde dinlenebilir, piknik yapabilirsiniz (Piknikten sonra çöplerinizi toplamak şartı ile : ). Özellikle göl manzaralı, önleri açık olan banklar son derece hoş. Yürüyüş yolunda antrenman aletlerinin olduğu küçük bir park da var ve aletler çalışır durumda. (Sadece bir tanesi bozuktu, biraz tehlike arz ediyordu. Onu da Belediye’ye bildirdik, kısa zamanda düzeltilecektir diye umuyoruz.)

Yürüyüş yolunun büyük kısmında size sazlıklar eşlik ediyor. Hani şu, evlere süs olarak konulan sazlar var ya, onlardan bir sürü var göl kenarında. Çok güzel bir görüntü oluşturuyor sazlıklar. Ama yürüyüş yolunun geneli tertemiz olmasına rağmen, insanlar bu sazlıkların altına yer yer çöp atmışlar. Bu kadar güzel bir ortama bunu layık görenleri gerçekten anlayamıyoruz. Lütfen çöplerinizi arkanızda bırakmayın, doğaya çöplerinizi atmayın. Orayı ziyaret ederseniz göreceksiniz, ördekler, kuşlar, ağaçlar öyle güzel bir ortamda misafir ediyorlar ki sizi. Attığınız çöpler onlara zarar veriyor, bunu yapmayın, yapmamayı çocuklarınıza da öğretin.

Yürüyüş yolunun sonunda yemek yiyebileceğiniz birkaç mekan var. Biz Harmanlık isimli restoranda yemek yedik. Burada, göle uzanan iskele üzerinde son derece güzel bir manzara eşliğinde yemek yiyebilirsiniz. Harmanlık’ta yemek yerken dışarıda martılar ve ördekler de size eşlik ediyor. Gayet nezih bir mekan, ayrıca yemekleri de oldukça iyi. Yolunuz düşerse, tavsiye ederiz.

Oradan ayrılıp yine tren yolu boyunca ilerleyerek Mithatpaşa İstasyonu‘na döndük. Dönüş biletimizi ertelettiğimiz için daha vaktimiz vardı ve bu sefer istasyonun diğer tarafına doğru yürümeye başladık. Önce yaklaşık 200 metre ilerideki parka gittik. Orada çeşitli bankaların atmleri mevcut, faydalanabilirsiniz. Sonra zamanımız da kalınca biraz geriye dönüp gezerken, istasyona yakın yerdeki Sanat Sokağı‘nı keşfettik. (Evet şans eseri keşfettik çünkü hiç tabela ya da tanıtan bir işaret göremedik oralarda 🙁 )

Sanat Sokağı’nda sizi öncelikle bir Sapanca Gölü’nün “Sabancı Baba” efsanesi karşılıyor. Efsaneyi kaleme alan Cemal Karaağaç‘ın metni bir yazıtta sergileniyor. Ayrıca efsanede yer alan Gezgin, Sabancı Baba ve bir çift öküzünün heykelleri de Sanat Sokağı’nın hemen başında sizi selamlıyor. Cemal Karaağaç tarafından kaleme alınan Sapanca Gölü Efsanesi’ni, Sapanca Belediyesi‘nin yayınladığı sayfanın sonunda okuyabilirsiniz. Sapanca Gölü Efsanesi (Link)

Sanat Sokağı’nda Sabancı Baba’nın ardından üçgen şeklinde bir yazıtla karşılaştık. 1100 – 1200 yılları arasından kalma olduğu düşünülen yazıtta at yetiştiricisi Asklipiodotos, eşi Eleni‘yi selamlamaktadır. Yazıt üzerindeki metnin Türkçe çevirisi; “Ey yolcu! Sakın unutma, hatırla. Ben yalnız yaşayan at yetiştiricisi Asklipiodotos, eşi bulunmaz bir kadın olan Sergios kızı, eşim Eleni’yi selamlıyorum!” şeklindeydi.

Bu güzel efsane ve selamlama ile karşılandığımız Sanat Sokağı’nda ileri gittikçe bizi daha da güzel şeylerin beklediğini gördük. Aynı tasarımda küçük küçük dükkanların sıralandığı sokakta pek çok hediyelik eşya dükkanı ve atıştırmalık ürünler satanlar var.

Ancak sokakta bir şey dikkatimizi çekti ve buna üzüldük. Açıkçası burada el işi ürünler bulmayı umuyorduk ki maalesef pek çok dükkanın, fabrika üretimi klasik hediyelik eşyalar sattığına şahit olduk. Sadece Atölye Fa isimli güzel dükkanın sahibi olan Hanımefendi, dükkanının önüne açtığı şirin masa üzerinde canlı canlı ebru çalışması yapıp satıyordu. Ayrıca izleyenlere de çalışmasını tüm detayları ile anlatarak ebrunun ne olduğunu öğretiyor. Burada kendiniz ebru yapıp, bunu satın alabilirsiniz. Son derece ucuz fiyatlarla satılıyor bu güzel sanat eserleri.

Biz de kendisinin bilgilerinden faydalandık. Ebru sanatında kullanılan renklendiricilerin toprak olduğunu, ebru sıvısının özel bir şekilde hazırlandığını ve kıvamının tutturulamaması halinde çalışmanın kötü görüneceğini, ebrunun öz be öz Türk sanatı olduğunu öğrendik. Bize hediye ettiği kitap ayraçlarını da özenle saklıyoruz. Buradan, Atölye Fa’nın zarif sanatçısına hürmetlerimizi sunuyoruz 🙂

Sanat Sokağı’nda ilginizi çekebilecek bir çiftten de bahsetmek istiyoruz. Sokağın ilerleyen kısmında Leyla ve Mecnun ile fotoğraf çektirebilirsiniz. Leyla kıpkırmızı kocaman bir papağan, Mecnun da onun mavili sarılı kocaman eşi. Sevmenize de bir şey demiyorlar 🙂

Sapanca gezimizin sonunda Mithatpaşa (Mesudiye mi deseydik : ) İstasyonu’na döndük. Trenin yaklaşık 45 dk gecikeceğini öğrendik fakat bu bizi hiç rahatsız etmedi. Çünkü o istasyon son derece nezih bir yer ve beklenmedik bu durum bile keyfimizi bozamadı.

Bu arada, sabahleyin trenle gelirken trende masalı bölümde oturuyorduk. Orada bebekli bir aile ile tanıştık. Onlar da Sakarya’ya gidiyordu ve onların da seyahate ilgisi olduğunu öğrenmemizle sohbet koyulaştı. Yolculuğun nasıl geçtiğini anlamadan Sapanca’ya vardık. Sapanca’dan normalde saat 15:00 civarında dönecektik ama baktık ki sevdik, biletimizi akşam 18:00’e ertelettik. Biz ertelettiğimiz biletimizle trene bindiğimizde, sabah tanıştığımız o güzel aile de dönüş yoluna geçmişlerdi ve hemen önümüzdeki koltuğumuza denk gelmişlerdi! Yani ayarlasak, bu kadar olmazdı 🙂 Buradan o güzel aileye de sevgilerimizi iletiyoruz 🙂

Güzel bir Sapanca macerası yaşadık ve oradan güzel anılarla ayrıldık. Tavsiye eder miyiz diye merak ediyorsanız, vakit ayırıp mutlaka gidin deriz. Sapanca öylesine güzel bir yer. Kışın gidilir mi diye bir soru takılırsa aklınıza, kışın, yağışsız bir havada da son derece güzeldi Sapanca, emin olabilirsiniz.