Müzikli Yazılar Serisi – 3

Deniz Humması yazarı Sen Bir Ettin tarafından hazırlanan ‘Müzikli Yazılar Serisi‘nin üçüncü öyküsü; Et.

Müzik : Kafabindünya – Yapılabilecek Bir Şey Yoktu

ET

Her bir kemiğim ayrı hissedilecek biçimde, farklı şiddetlerde ağrıyor. Uyurken gökyüzünü seyredebildiğim için şanslı olabilirim, kemiklerimi ağrıtan bank ise benden daha yorgun olabilir. Bugün dışarıda kaldığım yedinci gece olabilir, dayak yediğim üçüncü gece de diyebiliriz. Taksici merdivende uyumanın sağlığa iyi gelmeyeceğini düşünmüş olacak ki, güzel bir tekmeyle uyandırıyor. Okkalı tekmesi sırtımı delmiş de olabilir, sırtıma değen ayakkabı daha da kirlendiği için tedirginlik hissetmiş de… Günler artık daha anlamlı, zayıflayan vücuduma kilo olarak yapışıyorlar.

Et1

Yürüyecek gücüm yok ama parka ulaşmam gerekiyor. Biraz uyursam sabah sınava girmemi engelleyecek bir şey kalmayacak. Parka yürürken o’nun evini görüyorum, önünde belediyenin yaptığı saçma sapan dev bir saksı var. Bu saksıyı gördüğüme ilk defa çok seviniyorum çünkü içinde dörtte biri bile içilmemiş bir şarap şişesi var. Salağın teki içine izmarit atmış olsa da sorun değil. İzmarit çıksın diye saksıya inceden dökmeye başlıyorum şarabı, nafile… Neyse, devam etmek daha akıllıca, oyunlardaki enerji barı gibi bir şey beliriyor sağımda. Dibinde bir tık kırmızı kalmış, parka yetirmek zorundayım. O’nun evinin önünde, benim yolumun üstünde onlarca polis var. Bu insan müsveddelerinin asli görevi beni kovalamak, uyutmamak… Olabildiğince uzaklarından geçiyorum. Bu yüzdendir ki evinin ışığına bakma ritüelimi gerçekleştiremiyorum. Gerçi bu saatte ışığının yanması, kıskançlık teorileri üreteceğim malzemeden daha fazlasını vermeyecek bana.

Et3

Parkın olduğu sokağa girerken onunla ara sıra yemek yediğimiz et arabasını görüyorum. Hafta başı alkolikleri bir şeyler yiyor. Yıllardır yemediğim etin kokusu onu andırıyor, insanların ağzından kan akıyor. Kimseyi yediği şey için suçlamam, bu sefer sadece diğer seferlerden fazla iğreniyorum durumdan. Parka varıyorum ve yere dökülen dutlardan yiyorum. Şarabı yanıma koyuyorum ve kısacık banka cenin şeklinde sığmaya çalışıyorum. Hırkamı yastık yaparsam üşürüm, üstümde kalırsa uyuduğum üç saatten hiçbir şey anlamam. Bu sorunu bugün değilse bile bir ara çözmem gerekiyor. Uyuyakalmamın üzerinden çok geçmiyor, biri dürtüyor yine. Zar zor doğruluyorum ve benden bir kaç yaş küçük bir adamın “iyi misin?” sorusuna maruz kalıyorum. “Çok iyiyim.”  desem gider mi? Boş boş suratına bakıyorum bir süre. Sandviç uzatıyor ve bir kaç gündür beni gördüğünü ve merak ettiğini söylüyor. Ölmeden önce yaşayacağım en güzel ruh halini yaşıyorum bununla. Merak edilmek, birilerinin seni merak etmesi… O’nun hiç yapmadığı şeyi beni tanımayan birinin yapması ferahlık getiriyor ağzıma. Sandviçten bir ısırık alıp bırakıyorum. Dişlerim çok uyuşuk artık, çenem çok güçsüz. Uzanıyorum ve uyumaya çalışıyorum. Gözümün biri onda, ne yapmaya çalışıyor ve niye gitmiyor? Baktığımı anlıyor, “Abi buranın serserisi çok olur, ben beklerim sen uyu biraz.” diyor. Bazı insanlar vardır, iyi niyetiyle iyi bir şey yapmaya çalışırken sürekli azar işitirler, bahtsızlardır biraz. İşte o insan bu arkadaş.

Et2

Sirene uyanıyorum. Kafamı kaldırıyorum, bir itfaiye arabası gidiyor. Güneş dutlardan sekip gözüme girmeye, bana yalakalık yapmaya çabalıyor. Sınavım var, kalkıp okula yol almam gerekiyor. Okul beni, ben de okulu bitirmeye kararlıyım. Bir buçuk saat yürüyerek okula varıyorum. Kapıdaki aygır elimde şarap var diye beni almak istemiyor. Bir kaç öğrenci beni tanıdığını söylüyor ve ot kokulu okulun sidik kokulu bahçesine adım atabiliyorum. Bir kadına saati soruyorum, kaçıp gidiyor. Binaya girip duvar saatinden öğreniyorum vakti. Yarım saatim var, bir sigara içilir diye düşünerek kapı önüne çıkıyorum. Adını asla hatırlayamayacağım fakat adımı bilen bir kadın sigara veriyor. Bana sınavla alakalı bir şeyler soruyor, önüme bakmaktan fazlasını yapamıyorum. Numaramın yazılı olduğu salona giriyorum ve boş kağıda ismimi işliyorum. İşliyorum diyorum, kalemim kırık bir tükenmez ve kağıtta belirli belirsiz delikler açıyor. Beni çok sevdiğini düşündüğüm bir akademisyen geliyor başıma, girmene gerek yok, gel diye fısıldıyor kulağıma. Koluma girip tuvalete götürüyor. Kafamdaki yarığı o an fark ediyorum…

Sen Bir Ettin


Müzikli Yazılar Serisi’nin Diğer Öyküleri;

1 – Sol Kaburganın Altı

2 – Mavi Bar