Müzikli Yazılar Serisi – 7 (6. Öykünün Devamı)

Deniz Humması yazarı Sen Bir Ettin tarafından hazırlanan ‘Müzikli Yazılar Serisi‘nde altıncı öykünün devamı; Sinek.

Müzik: Sky Flying By – Finding A Reason

SİNEK (Geçen yazıdan devam…)

Arkadaşlık kurma ihtimalimiz varsa o insanın saçına dikkat ediyoruz, gittiği mekanların kendi standardımıza uygun olup olmadığını sorguluyoruz. Arkadaşlığı bir şekilde kurduysak; umuma açık alanlarda salatanın dibine ekmek banılmaması için duacı oluyor, çorba şapırtısını anamızdan babamızdan çok önemsiyoruz. Sevgililik müessesine ilişkin  kaygılarımız bunlarla da sınırlı kalmıyor, hepsinin üstüne güç olgusunu kat çıkıyoruz. İlişkinin ilk 4-5 ayı dışarıdan bakıldığında tiksinti, içerisinde duruluyorsa güç demektir. Buna kızacak, hayır diyecek arkadaşlarla bilahare görüşmek isterim. Birbirlerini kusursuz olarak gören ve geriye kalan herkesi figüranlığa, her nesneyi dekorasyona mahkum eden ilişki arsızlarına hangimiz denk gelmedik? Denk gelmeyi geçtim, aşık olduğumuzda kadim dostlarımız Ramazan’ı, Ezgi’yi, Fırat’ı  Kemal Sunal filmlerinde kahvede oturup hiç konuşmayan ama sıklıkla görünen oyuncular yerine koymadık mı? Ha bu kadar dik girdim konuya çünkü haftaya devam edeceğim dememin üzerinden bir ay geçti. Bu sorumsuzluğum bende sinir yaptı. “Bu kadar lafı nereye bağlayacaksın, bağla da kurtulalım!”  dediğinizi daha yazarken duyar gibiyim.

Sinekm1

Dördüncü biradan sonra kafam iyice dağıldı. Kendimle çetin bir savaş içerisine girmiştim. Eski sevgilimi kafamdan çıkaramıyor, karşımdaki kadını gereksiz bir kıyasla imtihan ediyordum. Kendi kendine yetebilen bir insandı, tek başına muhabbet edebiliyor, bu şekilde bile eğleniyordu. Kısa bir süreliğine acaba şizofren mi diye düşünmedim değil. O konuşa dursun, eski ilişkim üzerine yoğunlaştım. Terk etmesinin üzerinden bir yıla yakın zaman geçmişti ve ben bu bir yıla yakın zaman dilimi içerisinde yerlerde debelendim, öfke nöbetlerine tutuldum, en güncel pop şarkılarından bile etkilenerek ağladım. Sinan Akçıl eşliğinde “nasıl yani, bende bir şey mi eksik ki, herkes her gün beni övüyor” diye sokak ortasında bağıra çağıra şarkı bile söyledim. Punk müziğe, Grunge müziğe verdiğim önemden eser dahi kalmamıştı şu son bir yılda. Her türlü ortama dram salabilme, tüm eğlenceyi bok edebilme yeteneğine sahiptim. Bu vesileyle arkadaşlarım da telkin ve teskin konusunda uzmanlaştılar. Ortamın tadını çıkarmaktan çok beni eğliyorlardı.

Sinekm2

Terk eden arkadaşı ilişkinin başında beğenip beğenmediğimi sorguladım. Beğenmiyordum galiba, yani beğeniyordum da sıradandı işte. Hatta şu an söylemeye çekindiğim bazı fiziksel özelliklerini ilk iki ay kafaya takmış, ayrılmam gerektiğini bile düşünmüştüm.  Tüm bu durumları gözden geçirirken “Vay be, nereden nereye!” diye bağırmış, tüm barın ve kırmızılımın bakışlarını üzerime çekmiştim. Bir yerden hiçbir sesin yok olmadığı ve evrende durmadan tekrarlandığı bilgisini edinmiştim. İşte doğruluğunu o an test ettim, bağırtım ekolu bir biçimde sürekli tekrarlanıyordu.  Deve kuşunun ne kadar şanslı bir varlık olduğu üzerine kısa bir müddet düşündüm. Aylar sonra ateş beni çağırıyordu ve saçma sapan hareketlerimle bunun önüne geçiyordum. Tam toparlanıp sohbete odaklanacaktım ki “Oğlum sen değişik misin? Efendi gibi oturup iki bira içelim dedik, karizmatik çocuktur dedik, bir travma sen mi yaşıyorsun şu hayatta? Ele güne rezil ediyorsun insanı. Kalk eve gidiyoruz” dedi. Alkol alınca başka bir kadın olmuştu. Kelimelerin kifayetsiz kaldığı nokta bu olsak gerek, çekiciliğinden başım döndü. Resmen hayatımın kadınını bulmuştum. Hesabı kapatmak için garson arkadaşıma imza hareketi yaparken, “triplere gel, sanki bağıran babamdı” diye masaya eğilerek gülümsedi. İçtendi, candandı ama biraz manyak olduğunu şimdi şimdi anlıyorum.

Sinekm3

Yürümeye başladığımızda “Ne düşünüyorsun derin derin?” diye soruverdi. Çok hazırlıksız yakalanmıştım. “Buluşmamıza geç kalmamak için içimdeki dev kütleyi tuvalete bırakamadım, bir de konsantrasyon sorunu var bende. Olur olmadık yerlerde eski sevgilim aklıma takılıyor, insani ihtiyaçlarımı bile gideremez oldum. Şimdi sana gidiyoruz ama o da zor. Klozetimle tek eşli bir hayatı seçtim” mi deseydim? Manalı bir gülümseme takınarak onu görünce heyecanlanıp saçmaladığımı, kusura bakmamasını  söyledim. “Tanıştığımızda elma gibi çocuktun, şimdi örzeği kadar kalmışsın. Biraz yemene içmene dikkat et. Bir de sağlam iş bul. En olmadı memur ol bak, devlet kapısı sonuçta. Müzisyenim, yazarım, sanat ile uğraşıyorum ayağına yan gelip yatıyorsun. Kaç yaşında adamsın, elin ekmek tutsun artık be! O hatunu da o kadar takma artık” dedi. Sarf ettiği cümleler, bir an için yürüdüğüm insanı eniştem zannettirse de hak verdim. Normalde duymaya ihtiyacım vardı bu cümleleri fakat şu an aklımı eski sevgilime, ayrılık acısına ve  finansal sorunlarımı çözmeye odaklayamazdım.

Sinekm4

Yolda aldığımız biralar eve gidene kadar kan gibi olmuştu. O kafayla çok sorgulamadan içmeye başladık. Sıkıntım eve girdikten sonra daha da büyüdü ama gözüme bu durumda bile güzel gözüküyordu. Yazdığım öykülerden birini okumak istediğini söyleyerek bilgisayarı kucağıma bıraktı. Dikkatle okuduktan sonra “Bir şey anlamadım ama müzik iyiymiş. Bir ara beni de yazsana” dedi, yanağımı öptü. İçimden “ekmek mekmek diyordun, daha akşamında yazarlığın ekmeğini yiyorum” diye düşündüm ve bir kez daha kendimden tiksindim. Heyecandan alnım boncuk boncuk terlemeye başlamıştı. Bu amansız oyuna son vererek birayı bir çırpıda diktim, tuvalete gitmem gerektiğini söyledim. Kıç kadar evdeydik,  banyoyu niye bu kadar detaylı tarif ettiğini sorgulayarak odadan çıktım. Toplum nezdinde anlama kabiliyetim konusunda ciddi şüpheler var sanırım. “Ayrılık sonrası biraz kıt bir görünüme büründüm galiba…” diye iç çeke çeke sıçıverdim.

Sen Bir Ettin


Müzikli Yazılar Serisi’nin Diğer Öyküleri;

1 – Sol Kaburganın Altı
2 – Mavi Bar
3 – Et
4 – Koku
5 – Kaltaklar
6 – Sinek