Toprak Ana: Aytmatov’un Okuyucuya Savaşı Yaşatan Romanı

İncelenen Eser : Toprak Ana
Yazar : Cengiz Aytmatov
Baskı : Ötüken Yayınları
Çeviri : Refik Özdek

9 Kasım 2008‘de vefat eden Aytmatov‘a saygı ve şükranla. Anısına duyduğum hayranlıktan ötürü, eserinin girişine iliştirdiği notu aynen paylaşmak istiyorum…

Babam Törekul Aytmatov,
Bilmiyorum mezarın nerededir,
Bunu sana sunuyorum.
Anam Nahima Aytmatova,
Biz dört kardeşi sen yetiştirdin,
Bunu sana sunuyorum.

Kırgız yazar Cengiz Aytmatov‘un Lenin Ödülü‘ne layık görülen romanı Toprak Ana, 1963‘te yayınlanmıştır. Başarılı öykü çalışmalarının ardından kaleme alınan Toprak Ana, Aytmatov’un yüzlerce dile çevrilen eserlerinden biridir.

Eser derin ve başarılı betimlemelerle başlıyor. Karakter tarifleri yerine, karakterlerin yaşamakta olduğu çevrenin betimlenmesi adeta eserin geri kalanına bir hazırlık olarak sunulmuş. Zira kitap boyunca romandaki karakterlerin kişisel özellikleri detaylandırılmamış olsa da, davranışlarından karakter tahlilleri çıkarılabiliyor. Çevre betimlemeleri de aslında okuyucunun; romanın geçtiği yerleri, karakterlerin çektiği sıkıntıları, yaşadıkları mutlulukları ve doğanın bir parçası olduklarını anlayabilmesi için son derece detaylı halde sunulmuş. Toprak Ana’da, derin betimlemelerin yorucu olduğunu savunan okuyucuların bile alkışlayacağını düşündüğüm bir ortamın resmedilmesi, gerçekten Aytmatov’un hayranlık uyandırıcı tarzıyla bağlantılı olsa gerek.

Görsel Kaynağı : Sanatsal Yorumlar (Ressam Sami Samioğlu)

Eserde, bu betimlemelerin yanı sıra çok başarılı benzetmeler de mevcut. Tolgonay ve Suvankul‘un aşkının yaz şafakları şeklindeki tasviri, Samanyolu‘nun ‘bir başak toplayıcısının ardında kalan yola‘ benzetilmesi bunlardan sadece bazıları.

Kırgızistan‘ın bir köyünde, II. Dünya Savaşı‘nın yuttuğu hayatları Tolgonay’ın ailesine odaklanarak anlatan eser; cephe gerisini anlatan bir savaş romanı. Tolgonay’ın Suvankul’la olan mutlu evliliğinin, çocuklarının ve köylerinin huzurunun ellerinizin arasından kayıp gidişini hüzünlenerek okuyacaksınız. Toprak Ana’da savaşın acımasızlığını, açlığı ve sefaletin kol gezdiği bir köyü okudum.

Tolgonay’ın Toprak Ana’ya yakarışı ile başlayan roman adeta canlı bir eser. Aytmatov’un bunu nasıl başardığı muamma fakat Toprak Ana’yı okurken Tolgonay’ın sesini duymamak, konuşmalarındaki bilgeliği ve vurguları özümsememek elde değil. Tolgonay’ın, eserin başında geçen Toprak Ana’ya yakarışına burada yer vermek istiyorum;

“Kara toprak, sevgili Toprak Ana, hepimizi sinesinde barındıran sensin! Bizlere mutluluk vermeyeceksen neye yarar senin Toprak Ana oluşun? Dünyaya niçin geliyoruz? Biz senin çocuklarınız, bize mutluluk ver, bizi mutlu kıl Toprak Ana!”

Alman birlikleri Varşova’ya ilerlerken. II. Dünya Savaşı, Polonya, 1939. (Fotoğraf : FPG/Getty Images)

Romana ismini veren Toprak Ana, Tolgonay’ın bir ömür boyu işleyip ekin aldığı, çocuklarını beslediği tarlası. Hayatı toprağa bağlı olan insanların toprağı bir ‘ana‘ olarak görmesi elbette şaşırtıcı değil. Ancak eserdeki Toprak Ana’nın farklı bir rolü daha var. Roman boyunca Tolgonay’ın günden güne bilgeleştiğine şahit oluyoruz ve bunda Toprak Ana’nın payı büyük. Zira Toprak Ana, Tolgonay’ın sırdaşı, akıl hocası, atası. Kısacası; her şeyi.

Roman, özünde Toprak Ana ile Tolgonay’ın sohbetinden ibaret. Tolgonay’ın ağzından dinlediğimiz o muazzam sahneler, ara sıra Suvankul’un, Maysalbek‘in, Kasım‘ın, Aliman‘ın ve diğer karakterlerin katılımıyla şenleniyor. Romandaki her sahne, öylesine canlı yansıtılmıştı ki adeta Tolgonay karşıma geçmiş, bütün bunları bana anlatıyor gibi hissettim. Sahneleri böylesine canlı sunulan Toprak Ana okurken duygulanmamak, Suvankul ailesi ile yaşayıp, onların hislerini paylaşmamak elde değil.

Toprak Ana’da Aliman ve Kasım’ın pırıl pırıl aşkını, hasretlerini hissedip, hayallerini yaşıyor olacaksınız. Onların, duvarları yeni yükselen evine sevinip, insanlığın kötü kaderiyle hüzünleneceksiniz. Cenşenkul‘a lanetler yağdırılırken o nefreti yüreğinizde hissedecek, Aliman’ı gönlünüze kabul ederken toplumsal yargıları defalarca sorgulayacaksınız.

Toprak Ana, ‘umut‘ denilen kavramın insan için ne kadar önemli olduğunu anlatıyor ve eser okuyucusunu, umudun adeta bir nefes halini alışına şahitlik etmeye zorluyor. Aynı umudun; ne zaman yazıldığı ve yazıldıktan muhatabına ulaşıncaya kadar geçen sürede neler yaşandığı bilinmeyen bir mektupla insanlara aşılanışı da yine Toprak Ana’da idrak ediliyor. Hem de hiç ama hiç sorgulanmadan, mektubu adeta kendimiz almışcasına bir sevinçle.

Aytmatov’un Toprak Ana’sı savaşta ölen oğullarını gömememiş anneleri anlatıyor. Bebeklerin ilk çığlığının bir veda cümlesine dönüştüğü anlarda savaşı, kanlı postalları, çaresizliği ve arta kalan yıkımı anlatıyor. Ve belki de en önemlisi, Toprak Ana, tüm bunları kanlı canlı yaşatıyor.

Bu roman, insana ‘insanı‘ anlatıyor, insana ‘insanı’ hatırlatıyor.

Pek çok yönüyle Dünya Klasikleri arasında apayrı bir yeri olan Toprak Ana’yı keyifle okumanızı dileriz.

Kadersiz, güzel Aliman’a sevgi ve muhabbetle…


Özel Teşekkürlerimiz :

Yazı içeriğimizin ikinci görseli olan yağlı boya tablo çalışması, Sanatsal Yorumlar (Ressam Sami Samioğlu) blogu üzerinde yer alan Tarlada Çalışanlar – Yağlı Boya Tablo Çalışması sayfasından alınmıştır. Ressam Sami Samioğlu‘na, kendi çalışması olan söz konusu yağlı boya tablo görselini yazımızda kullanmamıza müsamaha gösterdiği için özel teşekkürlerimizi sunuyoruz.